Memurların gözü kulağı Ocak ayında yapılacak maaş artışına çevrilmiş durumda. Her yıl olduğu gibi bu yıl da milyonlarca memur ve emekli, açıklanacak enflasyon rakamlarını ve toplu sözleşmeden doğan artışları yakından takip ediyor. Ancak burada asıl tartışılması gereken yalnızca maaşın yüzde kaç artacağı değil, bu artışın memurun gerçek satın alma gücünü ne ölçüde koruyacağıdır.

Çünkü rakamsal olarak yüksek görünen bir maaş artışı, eğer aynı dönemde gıda, kira, ulaşım, enerji, eğitim ve diğer temel harcamalar daha hızlı yükseliyorsa vatandaşın hayatında beklenen rahatlamayı yaratmayabilir.

Memurların Ocak zammında temel mekanizma toplu sözleşme artışı ve oluşması halinde enflasyon farkının birlikte değerlendirilmesine dayanıyor. Dolayısıyla yılın ikinci yarısındaki enflasyon oranı, Ocak ayında ortaya çıkacak toplam artış açısından büyük önem taşıyor. Önümüzdeki dönemde açıklanacak aylık enflasyon rakamları bu nedenle sadece ekonomi yönetimi açısından değil, milyonlarca memur açısından da doğrudan önem taşıyor.

Burada özellikle vurgulamak istediğim nokta şudur: Memurun maaş artışını sadece enflasyon oranına bağlamak yeterli değildir. Çünkü resmi enflasyon ile vatandaşın hissettiği enflasyon arasında zaman zaman ciddi fark oluşabilmektedir.

Özellikle dar ve sabit gelirli vatandaşların bütçesinde gıda, kira ve ulaşımın ağırlığı oldukça yüksek. Bu kalemlerdeki fiyat artışları genel enflasyonun üzerinde gerçekleştiğinde, memur maaşı kâğıt üzerinde enflasyona yakın bir oranda artsa bile gerçek anlamda bir refah artışı yaşanmayabiliyor.

Üstelik büyükşehirlerde yaşayan memurlar açısından kira konusu başlı başına önemli bir problem haline gelmiş durumda. İstanbul, Ankara, İzmir gibi şehirlerde konut ve kira giderleri, maaşın önemli bölümünü tüketebiliyor. Dolayısıyla aynı maaş artışı farklı şehirlerde yaşayan memurlar için aynı ekonomik sonucu doğurmuyor.

Bence Ocak zammı tartışılırken sadece yüzde oranına değil, memurun elinde ay sonunda ne kadar para kaldığına bakmak gerekiyor. Bir başka önemli konu ise vergi dilimleri. Maaş artışı yapıldıktan sonra çalışanın yıl içerisinde daha yüksek vergi dilimine girmesi, elde edilen artışın bir bölümünün vergi yoluyla geri alınmasına neden olabiliyor. Bu nedenle maaş artışının brüt rakam üzerinden değil, net gelir üzerinden değerlendirilmesi gerekiyor.

Memurların önemli bir bölümü için kira, çocukların eğitim giderleri, ulaşım, mutfak masrafı ve faturalar zaten bütçenin büyük kısmını oluşturuyor. Dolayısıyla Ocak ayında yapılacak zam, geçmiş dönemde kaybedilen satın alma gücünü telafi etmek zorunda. Aksi takdirde maaş artışı yalnızca fiyat artışlarını takip eden teknik bir düzenleme olarak kalabilir.

Burada kamunun mali dengeleri ile çalışanların geçim şartları arasında da bir denge kurulması gerekiyor. Elbette bütçe disiplininden vazgeçmek doğru değil. Kamu harcamalarının kontrol altında tutulması, enflasyonla mücadele açısından önem taşıyor. Ancak kamu çalışanlarının yaşam standardının sürekli gerilemesi de sürdürülebilir bir durum değildir.

Çünkü memur yalnızca bir çalışan değildir. Aynı zamanda ekonominin önemli bir tüketicisidir. Memurun geliri arttığında piyasaya daha fazla kaynak aktarılır; esnafın, marketin, ulaşım sektörünün ve hizmet sektörünün cirosu bundan olumlu etkilenebilir. Buna karşılık satın alma gücü zayıflayan memur, harcamalarını kısmaya başlar. Bu durum da iç talep üzerinde baskı oluşturabilir.

Bu nedenle Ocak zammının sadece bir maaş düzenlemesi olarak görülmemesi gerektiğini düşünüyorum. Bu artış aynı zamanda ekonomide tüketim, tasarruf ve büyüme dengesi açısından da önemlidir.

Bir diğer konu da emeklilik. Görevdeki memurlar ile emekli memurların gelirleri arasındaki farkın açılması, uzun vadede önemli bir sosyal problem yaratabilir. İnsanlar yıllarca çalışıp emekli olduklarında yaşam standartlarının ciddi biçimde düşmesini istemiyor. Dolayısıyla kamu çalışanlarının ücret politikası emeklilik dönemini de dikkate alan daha bütüncül bir yapıya kavuşturulmalı.

Önümüzdeki dönemde açıklanacak enflasyon verileri, Ocak zammının çerçevesini belirleyecek. Fakat benim beklentim, tartışmanın sadece “zam yüzde kaç olacak?” sorusuna sıkıştırılmaması yönünde.

Asıl soru şu olmalı:

Memurun Ocak ayında alacağı maaş, bir sonraki Ocak ayına kadar geçimini sağlayabilecek bir satın alma gücü yaratabilecek mi?
Çünkü önemli olan maaşın nominal olarak artması değil, vatandaşın o maaşla daha fazla mal ve hizmet satın alabilmesidir.

Sonuç olarak Ocak zammı milyonlarca memur için yalnızca birkaç puanlık matematiksel bir hesap değildir. Bu artış, aile bütçesinin nasıl şekilleneceğini, tüketimin nasıl seyredeceğini ve kamu çalışanlarının yaşam standardının hangi noktada olacağını belirleyecek.

Benim açımdan en doğru yaklaşım, enflasyon farkının eksiksiz yansıtılması ve bunun üzerine memurların kaybolan satın alma gücünü telafi edecek bir düzenlemenin değerlendirilmesidir.

Çünkü çalışanların maaşını artırmak sadece bir maliyet kalemi olarak görülmemeli. Bu aynı zamanda ekonomiye, topluma ve geleceğe yapılan bir yatırımdır.
Ocak ayında açıklanacak rakamın büyüklüğü elbette önemli. Ancak bundan daha önemlisi, memurun markete, kiraya, faturaya ve diğer temel ihtiyaçlara ayırdığı bütçenin gerçekten rahatlayıp rahatlamayacağıdır.

Rakamlar maaşı, hayat ise satın alma gücünü gösterir. Asıl ölçü de burada yatmaktadır.