Hayat, çoğu zaman aceleyle tükettiğimiz anların arasına sıkışıyor. İş telaşı, gündelik kaygılar, bitmeyen sorumluluklar… İnsan, böyle bir akışta nefes alabileceği bir liman arıyor. Fakat o liman öyle kolay bulunan bir şey değil; zira herkes aynı ihtimamla yaklaşmıyor ruhumuza.

İşte tam da bu yüzden, ‘’Onunla eğlenebilirim, onunla medeni çerçevede tartışabilirim, dinleyebilirim, yanında zamanı unutabilirim, bir fikri meselede karşılıklı yorum yapabilirim ve altı çizili kitap cümlelerinde buluşabilirim.’’ Dediğimiz insanlar, hayatın gizli hazineleridir.

Böyle birinin varlığı, yalnızca ‘’iyi vakit geçirmek’’ değildir; bir insanın sana zihinsel alan açması, yargılamadan dinlemesi, fikrine kıymet vermesi, tartışmayı kavga sanmaması… Bunlar artık lüks. Ve bu lüks, doğru insanın yanına geldiğinde sadelik kazanır.

Çünkü bazı insanlar yanımızda zamanı genişletir; dakikalar büyür, saatler hafifler. Sohbet, bir yarışa değil bir ritme dönüşür. Birbirine laf yetiştirmek yerine birbirinin zihnine merakla yaklaşan iki insan… İşte gerçek yakınlık orada başlar.
Sevginin biçimi, dostluk, sevgililik, yoldaşlık hiç fark etmez. Önemli olan, aynı cümlede buluşabilmek, aynı altını çizilmiş satırda durup aynı hissi paylaşabilmek. Fikirler çatışırken bile saygının masadan kalkmaması. Suskunlukların bile huzur vermesi.

Çoğumuzun hayatında onlarca tanıdık, yüzlerce takip edilen profil var ama zamanı unutturan insan sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Çünkü gerçek bağ, rasgele kurulmaz; dikkat ister, özen ister, karşılılık ister.
Bu yüzden böyle insanları bulduğunuzda, biriktirin.

Adı dost olsun, sevgili olsun, hiç fark etmez; bazı bağlar hayatın yükünü hafifletir, zihninizi açar, ruhunuza su serper.
Kıymeti sonradan anlaşılan değil, ilk cümlede hissedilen insanları saklayın. Bir gün dönüp baktığınızda, hayatınıza gerçek anlamı katanların onlar olduğunu göreceksiniz.