Ortadoğu'da tansiyon yine zirveye çıktı. ABD Başkanı Donald Trump'ın, "Hürmüz Boğazı'nda İran tarafından gerçekleştirilecek her saldırıya karşılık Tahran'ı bombalarız" şeklindeki sert açıklaması dünya kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Bu sözler yalnızca İran'a verilmiş bir gözdağı değil, aynı zamanda küresel ekonomiyi, enerji piyasalarını ve milyonlarca insanın yaşamını yakından ilgilendiren ciddi bir uyarı niteliği taşıyor.
Peki Hürmüz Boğazı neden bu kadar önemli? Trump'ın bu çıkışı ne anlama geliyor? Böyle bir çatışma yaşanırsa Türkiye nasıl etkilenir? Gelin birlikte değerlendirelim.
Dünyada tüketilen petrolün yaklaşık beşte biri Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor. Basra Körfezi'nden çıkan petrol tankerleri, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Irak ve Katar'ın enerji ihracatını bu dar geçitten gerçekleştiriyor. Boğazın herhangi bir nedenle kapanması ya da güvenliğinin tehlikeye girmesi, sadece bölge ülkelerini değil dünyanın tamamını etkiliyor.
İran ise yıllardır Batı'nın yaptırımlarıyla mücadele ediyor. Tahran yönetimi, kendisine yönelik askeri baskının artması halinde Hürmüz Boğazı'nı kapatabileceğini ya da burada askeri operasyonlar düzenleyebileceğini zaman zaman dile getiriyor. ABD ise buna kesinlikle izin vermeyeceğini her fırsatta vurguluyor.
Trump'ın son açıklaması da bu kararlılığın en sert ifadelerinden biri oldu. Verilen mesaj oldukça açık: "Hürmüz'de Amerikan çıkarlarını tehdit eden her saldırının bedeli doğrudan İran'ın başkentine yönelik askeri operasyon olabilir."
Bu açıklama diplomatik açıdan oldukça ağır bir mesaj içeriyor. Çünkü artık sadece denizde karşılık vermekten değil, İran'ın siyasi ve askeri merkezlerinin hedef alınabileceğinden söz ediliyor.
Böyle bir gelişme yaşanırsa ilk tepki petrol piyasalarında görülür. Petrol fiyatlarının kısa sürede 100 doların üzerine çıkması, hatta daha yüksek seviyeleri görmesi sürpriz olmaz. Petrol pahalanınca akaryakıt zamlanır. Akaryakıt zamlanınca nakliye maliyetleri yükselir. Nakliye maliyetleri arttığında ise market rafındaki hemen her ürünün fiyatı yukarı çıkar.
Yani Hürmüz'de yaşanacak bir çatışmanın faturası sadece İran ve ABD'ye değil, Türkiye'deki vatandaşın mutfak harcamasına kadar uzanabilir.
Türkiye enerjisinin büyük bölümünü ithal eden ülkeler arasında bulunuyor. Petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki her artış cari açığı büyütüyor. Döviz ihtiyacı artıyor. Üretim maliyetleri yükseliyor. Sanayici daha pahalı enerji kullanıyor. Çiftçi daha pahalı mazot alıyor. Sonuçta enflasyon üzerindeki baskı yeniden güçleniyor.
Son yıllarda yaşanan her jeopolitik kriz bunu açıkça gösterdi. Rusya-Ukrayna savaşı sırasında enerji fiyatları hızla yükselmiş, birçok ülkede enflasyon tarihi seviyelere ulaşmıştı. Benzer bir tablo Hürmüz'de yaşanacak büyük bir kriz sonrasında da ortaya çıkabilir.
Üstelik mesele sadece petrol de değil. Katar dünyanın en büyük sıvılaştırılmış doğal gaz ihracatçılarından biri. Bu gazın önemli kısmı yine Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor. Deniz trafiğinin aksaması halinde Avrupa'nın enerji güvenliği yeniden ciddi şekilde tartışılmaya başlanabilir.
Uluslararası deniz taşımacılığı da böyle dönemlerde büyük darbe alıyor. Sigorta primleri yükseliyor. Gemiler daha uzun ve maliyetli rotalara yönelmek zorunda kalıyor. Bu durum ithalat ve ihracat yapan şirketlerin maliyetlerini artırıyor.
Trump'ın sert söylemleri sadece askeri değil, siyasi sonuçlar da doğurabilir. İran'ın buna nasıl karşılık vereceği büyük önem taşıyor. Bölgede faaliyet gösteren İran destekli grupların hareketlenmesi, yeni saldırılar veya misillemeler zincirleme bir çatışmayı tetikleyebilir.
Uzmanlar, büyük güçlerin doğrudan savaş istemediğini ancak yanlış hesaplamaların kontrolden çıkabilecek olaylara yol açabileceğini belirtiyor. Tarihte birçok savaş, beklenmedik küçük olayların büyümesiyle başlamıştır. Bu nedenle tarafların söylemleri kadar atacakları fiili adımlar da dikkatle izleniyor.
Türkiye açısından bakıldığında ise en önemli konu bölgesel istikrarın korunmasıdır. Türkiye hem enerji ithalatçısı hem de uluslararası ticaret yollarının önemli bir kavşağında bulunuyor. Ortadoğu'da yaşanacak geniş çaplı bir savaş; turizmden ihracata, ulaştırmadan finans piyasalarına kadar pek çok alanı olumsuz etkileyebilir.
Borsa dalgalanabilir. Döviz kurlarında hareketlilik görülebilir. Enerji maliyetleri artabilir. Bunların tamamı vatandaşın günlük hayatına doğrudan yansıyabilir.
Öte yandan diplomasi kapıları tamamen kapanmış değil. Geçmişte ABD ile İran arasında yaşanan birçok büyük kriz, arka kapı diplomasisi sayesinde daha fazla büyümeden kontrol altına alınabildi. Uluslararası toplumun da yeni bir savaşın önüne geçebilmek için yoğun çaba göstermesi bekleniyor.
Bugün dünya ekonomisi zaten yüksek borç, enflasyon, yavaşlayan büyüme ve ticaret savaşları gibi ciddi sorunlarla mücadele ediyor. Buna bir de Hürmüz kaynaklı büyük bir askeri kriz eklenirse küresel ekonomide yeni bir sarsıntı yaşanması kaçınılmaz olabilir.
Sonuç olarak Trump'ın Tahran'ı bombalama tehdidi sadece iki ülke arasındaki gerilimin yeni bir aşamaya geçtiğini göstermiyor. Aynı zamanda dünya ekonomisinin ne kadar kırılgan olduğunu da bir kez daha ortaya koyuyor. Petrolün geçtiği dar bir boğazda yaşanacak birkaç saatlik çatışma bile dünyanın dört bir yanında fiyatların değişmesine, piyasaların sarsılmasına ve milyonlarca insanın yaşam maliyetinin artmasına neden olabiliyor.
Bu nedenle Hürmüz Boğazı'nda atılacak her adım, sadece askeri değil ekonomik ve siyasi sonuçlarıyla da yakından takip edilmeyi hak ediyor. Dünyanın bugün en fazla ihtiyaç duyduğu şey yeni bir savaş değil; sağduyu, diplomasi ve kalıcı barıştır.
Kaynak: Euronews