Milletvekilliği bir meslek değildir. En azından kitaplarda öyle yazar. Hizmet makamıdır; halk adına geçici bir süre görev yapılır, sonra da normal hayata dönülür. Yani teori budur. Pratikte ise durum biraz farklı. Hatta “biraz” kelimesi bile iyimser kalır.

Bizde milletvekilliği, sanki devlet onaylı bir kariyer planı gibidir. Bir kez seçildiniz mi, kapılar açılır, imkânlar sıralanır, emeklilik bonusu devreye girer. Halk sizi beş yıl için görevlendirir; sistem sizi ömür boyu ödüllendirir.

Asıl soru şu: Birkaç yıl vekillik yapan biri, neden milletvekili emeklisi olur? Öğretmen yıllarca sınıfta tebeşir tozuyla boğuşur, emekli maaşıyla geçinmeye çalışır. İşçi ömrünü fabrikada bırakır. Ama milletvekilliği… Kısa ama bereketli bir mesai. Maaş var, ayrıcalık var, bir de üstüne “emekli” unvanı.

Hizmet etmek için seçilen bir makam, nasıl oluyor da ayrıcalık üretim merkezine dönüşüyor? Üstelik bu ayrıcalıklar, “millet adına” kullanıldığı söylenen kaynaklardan karşılanıyor. Yani millet çalışıyor, vekil emekli oluyor.

Elbette kimse milletvekillerinin geçim sıkıntısı çekmesini istemez. Ama mesele bu değil. Mesele, milletvekilliğinin bir görev mi yoksa ömür boyu süren bir statü mü olduğu. Eğer hizmetse, süresi bitince herkes gibi normal hayata dönülmeli. Eğer meslekse, o zaman adını doğru koyalım.

Belki de en adil çözüm basit: Milletvekilliği emekliliği kaldırılsın. Seçilen görevini yapsın, süresi dolunca da halkın yaşadığı hayatla yeniden tanışsın. Çünkü gerçek temsil, ancak aynı koşulları paylaşınca mümkündür.

Yoksa bu gidişle milletvekilliği, “halk için” yapılan bir görev olmaktan çıkıp, “halk sayesinde” kazanılan bir ayrıcalık olmaya devam edecek. Mizahı bir yana, mesele tam olarak da budur.

Gesendet mit der mobilen Mail App