Küsmem, hesap sormam, irdelemem. Sessizce çekilirim hayatlarından. Sorup da bahaneler dinlemeye, o bahanelere kendimi inandırıp yeniden hayal kırıklıkları yaşamaya mecalim yok. Zaten önemsenmeyen bir terslik olduğunu anlayıp peşine düşüyor, önemsenmeyen de yokluğunuzla hafifliyor. Hepsi bu.
İnsan bir yaştan sonra bazı gerçekleri yüksek sesle duymaya ihtiyaç duymuyor. Aranmayan telefonların, cevapsız bırakılan mesajların, sürekli ertelenen buluşmaların da bir dili olduğunu öğreniyor. Üstelik bu dil, çoğu zaman kurulan cümlelerden çok daha dürüst oluyor.
Eskiden açıklama beklerdim. Bir sebep, bir gerekçe, mantıklı bir izah... Oysa zamanla fark ettim ki insanlar gitmek istediklerinde en çok konuşurlar; kalmak isteyenler ise bunu davranışlarıyla gösterir. Kelimeler çoğu zaman gerçeğin üzerini örten ince bir perdeye dönüşür. Bahaneler de o perdenin desenlerinden ibarettir.
Bu yüzden kimsenin peşinden koşmuyorum artık. Bir ilişkinin, bir dostluğun ya da bir sevginin yükünü tek başına taşımaya çalışmanın ne kadar yorucu olduğunu biliyorum. İnsan, sürekli eksilen yerleri tamamlamaya çalışırken aslında kendisinden eksiliyor.
Sessizce uzaklaşmak bazen bir kırgınlık değil, bir kabulleniştir. Değer görmediğin yerde kalmamanın, kendini sürekli anlatmak zorunda hissetmemenin, yokluğunu fark etmeyene varlığını ispat etmeye çalışmamanın olgunluğudur.
Çünkü bazı vedalar kapıları çarparak değil, içindeki beklentiyi susturarak gerçekleşir. Ne bir sitem vardır içinde ne de bir intikam arzusu. Sadece yorulmuş bir kalbin, kendi huzurunu koruma çabası vardır.
Ve insan en çok da bunu öğrendiğinde büyür: Her gidiş kayıp değildir. Bazı uzaklaşmalar, kendine dönüş yoludur.