İlişkilerin daha ilk virajında, ilk anlaşmazlıkta, ilk hayal kırıklığında "Ben gidiyorum" cümlesini kuran insanlar var. Üstelik bunu öfkeyle söylenmiş geçici bir tehdit olarak değil, sanki her zaman hazır bekleyen bir çıkış planı gibi kullanıyorlar. Özellikle belli bir yaşa gelmiş, hayatın farklı dönemlerinden geçmiş bazı insanların ilişkilerdeki tutumu dikkat çekici: Valizleri açılmış olsa da zihinsel olarak hâlâ kapının yanında duruyorlar.
Bu durum ilk bakışta özgüvenli görünür. "Kimseye muhtaç değilim", "Olmuyorsa zorlamam", "Hayat kısa" gibi cümlelerle desteklenir. Elbette insanın kendine saygı duyması, sağlıksız bir ilişkiye mecbur hissetmemesi değerlidir. Ancak her tartışmada ayrılığı masaya koymak, sağlıklı sınır koymakla aynı şey değildir.
Çünkü ilişki dediğimiz şey, iki insanın sadece güzel günlerde değil, fikir ayrılıklarında da birbirine yaklaşabilme becerisidir. İlk sorunda kapıya yönelen kişi aslında çoğu zaman karşısındakini değil, belirsizliği terk etmeye çalışır. Tartışmanın nereye varacağını, duygusal olarak ne hissedeceğini, kırılma ihtimalini yönetmek yerine ilişkiyi sonlandırma seçeneğine sarılır.
Belli bir yaştan sonra insanların bu refleksi geliştirmesinin çeşitli nedenleri olabilir. Geçmiş hayal kırıklıkları, başarısız evlilikler, uzun süren yıpratıcı ilişkiler ya da yıllar içinde oluşan yalnız yaşama alışkanlığı... İnsan bazen kendini korumak için duvar örer ve zamanla o duvarın güvenlik değil, mesafe yarattığını fark etmez.
Modern ilişkilerin bir başka etkisi de var. Artık birçok insan ilişkileri emek verilerek büyütülen bağlar olarak değil, memnun kalınmadığında değiştirilebilecek seçenekler olarak görmeye başladı. Tüketim kültürünün hızına kapılan duygular, sabrı ve onarma becerisini de beraberinde götürüyor. Sonuçta küçük bir anlaşmazlık bile bazı insanlar için "uyumsuzuz" kararı vermeye yetiyor.
Oysa uzun ömürlü ilişkilerin ortak sırrı, hiç tartışmamak değildir. Tam tersine, tartışmalardan kaçmadan çıkabilmektir. Bir ilişkiyi güçlü yapan şey, kapıyı çarpıp gitme ihtimalinin hiç olmaması değil; o kapı açıkken bile kalmayı seçebilmektir.
Sürekli gitmeye hazır olan insanların fark etmediği bir gerçek vardır: İlişkiler, kaçış yolları hesaplanarak değil, kalma cesareti gösterilerek derinleşir. Her tartışmada valizi eline alan kişi özgürlüğünü koruduğunu düşünebilir. Ancak bazen asıl özgürlük, ilk zorlukta kaçmak yerine, oturup konuşabilme olgunluğunu gösterebilmektir.
Belki de belli bir yaştan sonra insanın kendine sorması gereken soru şudur: "Bu ilişkide gerçekten gitmek mi istiyorum, yoksa incinmekten korktuğum için gitmeyi bir savunma mekanizması olarak mı kullanıyorum?"
Çünkü bazı insanlar ilişkiye girer; bazıları ise ilişkiye yaklaşır ama hiçbir zaman tam olarak içine girmez. Ayağı sürekli kapının eşiğinde duranlar, çoğu zaman yalnızca karşısındaki insanı değil, ilişkinin kendisini de hiçbir zaman tam anlamıyla deneyimleyemezler.