Başkalarından üstün olmak, çekici olmak, başarılı olmak, daha iyi bir evde oturup daha iyi bir arabaya binmek gibi endişelerim yok. Yarıştığım herhangi biri yok. Kendimi birilerine onaylatma gibi bir çabam da yok. Kimsenin bir şeyinde gözüm yok. Ben yalnızca, ideallerim çerçevesinde oluşturduğum huzur tanımına erişmeye çalışıyorum.
Telaşsız, sakin ve asude bir yaşam peşindeyim. Ben, benim olanı güzelleştirmenin derdindeyim.
Çünkü bir yerden sonra insan, hayatın başkalarına nasıl göründüğünden çok, kendisine nasıl hissettirdiğini önemsemeye başlıyor. Gösterişli olanın değil, içini ferahlatanın peşine düşüyor. Kalabalıkların alkışından ziyade, akşam olup da kendi evinin sessizliğine çekildiğinde duyduğu huzuru önemsiyor.
Sabah uyandığımda içimde bir acele duygusu olmaması… Günün bana yetişmesi, benim güne yetişmeye çalışmamam… Sahip olduklarımı başkalarının sahip olduklarıyla kıyaslamak yerine, onları kendi zevkime, kendi ölçüme ve kendi hayat anlayışıma göre güzelleştirmek…
Bir evin büyük olması değil, içinde huzur bulunması mesela.
Bir arabanın pahalı olması değil, beni istediğim yere telaşsızca götürmesi.
Bir sofranın gösterişli olması değil, başında sevdiğim insanların bulunması.
Bir hayatın herkes tarafından imrenilmesi değil, insanın o hayatın içinde kendisinden memnun olması. Sanıyorum asıl zenginlik de burada başlıyor.
Çünkü insan sürekli daha fazlasını istediğinde, sahip olduklarının güzelliğini görmeye vakit bulamıyor. Hep bir sonraki basamağa bakarken bulunduğu yeri küçümsüyor. Bir başkasının hayatını ölçü kabul ettiğinde, kendi hayatının kıymetini başkasının cetveliyle ölçmeye başlıyor.
Neyin iyi, neyin güzel, neyin yeterli olduğuna kendim karar vermek istiyorum.
Bazen küçük bir bahçede yetişen çiçeklerin, büyük bir bahçeden daha fazla huzur verebileceğine inanıyorum. Bir fincan kahvenin, pahalı bir tatilden daha iyi gelebileceğini… Akşamüstü açık bir pencereden içeri giren rüzgârın, insanın bütün gününü güzelleştirebileceğini…
Hayatın biraz da böyle küçük şeylerden yapıldığına inanıyorum.
Bu yüzden kendime sürekli “Daha fazlasına nasıl sahip olurum?” diye sormuyorum. Daha çok, “Sahip olduklarımı nasıl daha güzel yaşarım?” diye soruyorum. Çünkü benim meselem çoğaltmak değil, derinleştirmek.
Daha çok insan tanımak değil; tanıdığım insanlarla daha sahici bağlar kurmak.
Daha çok yere gitmek değil; gittiğim yerde gerçekten bulunabilmek.
Daha çok eşya almak değil; elimdekilerin hayatımdaki yerini anlamak.
Daha çok görünmek değil; kendi içimde kaybolmamak.
Belki de huzur, insanın hayatındaki fazlalıkları azaltıp geriye kendisine gerçekten ait olanları bırakmasıyla geliyor. Ben de bunu yapmaya çalışıyorum. Kimseyle yarışmadan, kimseye kendimi ispatlamadan, kimsenin hayatına özenmeden… Kendi küçük dünyamı, kendi ölçülerime göre güzelleştirerek.
Biraz daha az telaş, biraz daha çok sükûnet.
Biraz daha az gürültü, biraz daha çok sessizlik.
Biraz daha az gösteriş, biraz daha çok hakikat.
Benim bütün derdim aslında bu.