Kaç para ulan şu “Özür dilerim, senin kıymetini bilemedim. Gel barışalım” mesajı?
Geçenlerde bu cümleyi okudum. Öyle büyük bir hayat dersi verdiğinden değil; insanın kendi hayatında defalarca karşılaştığı bir gerçeği iki satırda yüzüne vurduğundan takıldım kaldım. Hakikaten, bazı şeyleri neden bu kadar zorlaştırıyoruz? Ortada bir aldatma yoksa büyük bir yalan yoksa insanın güvenini yerle bir eden bir ihanet yoksa… İki insanın birbirini sevmesine rağmen neden ayrılığı bu kadar kolay, barışmayı bu kadar zor hale getiriyoruz? Bir tartışma oluyor. Birimiz fazla konuşuyor, diğerimiz susuyor. Biri gurur yapıyor, öteki “ilk adımı ben atmayacağım” diye düşünüyor. Sonra günler geçiyor. İki taraf da birbirini özlüyor ama kimse yazmıyor. Çünkü mesele artık kavga değil. Mesele, kim önce geri adım atacak? Ne acayip bir şey bu.
İnsan hayatındaki en kıymetli insanı kaybetmeyi göze alıyor ama “Ben yazarsam alttan almış olurum” düşüncesinden vazgeçemiyor. Oysa bazı ilişkilerde kazanmak diye bir şey yok. Haklı çıkmanın da bir anlamı yok. Çünkü sonunda ikiniz de kaybediyorsanız, kimin haklı olduğunun ne önemi var? Elbette her ilişki kurtarılmalı demiyorum. Bazı kapılar vardır, bir daha açılmaması gerekir. İhanet vardır, şiddet vardır, ağır saygısızlık vardır, insanın kendisinden vazgeçmesine neden olan ilişkiler vardır. Bunların üstünü “seviyoruz” diyerek örtmek başka bir mesele. Ben başka bir şeyden söz ediyorum. İki insan birbirini gerçekten seviyorsa ve aralarındaki problem çözülebilecek bir şeyse, neden bazen küçücük meseleleri kocaman vedalara çeviriyoruz? Neden “özür dilerim” demek bu kadar zor? Neden “Seni kırmak istememiştim” diyemiyoruz? Neden “Haklısın” dediğimizde karakterimizden bir şey eksileceğini sanıyoruz? Ve en önemlisi, neden “Gel konuşalım” demek yerine sessizce birbirimizin hayatından çıkıyoruz? Belki de biraz fazla gururluyuz. Belki de aşkı, gururun yanında ikinci plana atacak kadar yanlış anlıyoruz. Bir insanın kıymetini bilmek, onunla hiç kavga etmemek değil. Onu kırdığında bunu fark edebilmek. Hata yaptığında özür dileyebilmek. Karşındaki hata yaptığında da gerçekten pişmansa ona bir kapı bırakabilmek. Çünkü bazen bir ilişkinin ihtiyacı büyük sözler değil, küçücük bir cümledir: “Özür dilerim. Senin kıymetini bilemedim. Gel, konuşalım.” Belki de bazı insanlar hayatımızdan gerçekten çıkması gerektiği için değil, birbirimize inat ettiğimiz için çıkıyor.
Ve insanın yıllar sonra en çok canını yakan şey, ayrılmış olmak değil; aslında bir mesajla çözülebilecek bir şeyi, gurur yüzünden çözümsüz bırakmış olmak oluyor.
Kim bilir…
Belki de bazı barışmaların önündeki tek engel, telefonda yazılıp gönderilmeyi bekleyen o birkaç kelimedir.
“Nasılsın? Seni özledim. Konuşalım mı?”
Bazen insanın hayatındaki en pahalı şey, gönderilmeyen bir mesajdır.