“Çıktığın kapıyı özlemen, orada mutlu olmadığın gerçeğini değiştirmiyor. Özlem illaki olur ama neden çıkmak zorunda kaldığını unutma.”
İnsan hafızasının tuhaf bir huyu vardır: Geçmişi olduğu gibi değil, çoğu zaman ihtiyaç duyduğu gibi hatırlar. Aradan zaman geçtikçe kırgınlıkların keskinliği azalır, hayal kırıklıkları silikleşir, geriye birkaç güzel anı kalır. Sonra bir gün, terk ettiğimiz bir işi, ayrıldığımız bir ilişkiyi, uzaklaştığımız bir şehri ya da geride bıraktığımız bir hayatı özlemeye başlarız.
Oysa özlemek ile geri dönmek istemek aynı şey değildir.
Bir insanın ayrıldığı yeri özlemesi son derece doğaldır. Çünkü özlenen çoğu zaman sadece bir mekân ya da bir kişi değildir; alışkanlıklar, rutinler, tanıdıklık hissi ve geçmişteki bir benliktir. İnsan, mutsuz olduğu bir dönemi bile özleyebilir. Çünkü bilinmezliğin kaygısı bazen bilinen sıkıntılardan daha ağır gelir.
Tam da bu yüzden özlem duygusuna teslim olmadan önce kendimize şu soruyu sormamız gerekir: “Ben gerçekten orayı mı özlüyorum, yoksa sadece tanıdık olanı mı?”
Hayatta bazı kapılar isteyerek değil, mecburiyetten kapanır. Uzun süre görmezden gelinen saygısızlıklar, tekrar eden hayal kırıklıkları, tükenen umutlar ya da insanın kendisine verdiği değeri koruma ihtiyacı... Bazen gitmek bir tercih değil, bir zorunluluktur. İşte zaman geçip duygular yatıştığında, ayrılık kararının ardındaki sebepler de bulanıklaşmaya başlar.
O noktada özlem, gerçeğin önüne geçebilir.
Geçmişe dönüp baktığımızda sadece güzel günleri seçmek kolaydır. Fakat olgunluk, sadece neyi sevdiğimizi değil, neden vazgeçtiğimizi de hatırlayabilmektir. Çünkü insanı yoran şey çoğu zaman gitmek değil, gitmek zorunda kalmaktır.
Bu nedenle özlem geldiğinde onu inkâr etmeye gerek yok. Özlemek insan olmanın bir parçasıdır. Ancak özlem, geçmişin doğru bir değerlendirmesi değildir; sadece duygusal bir yankıdır. O yankıyı dinlerken, bizi o kapıdan çıkaran nedenleri de hatırlamak gerekir.
Çünkü bazen bir yerden ayrılmak acı verir ama kalmaya devam etmek daha büyük bir acı yaratırdı.
Ve unutulmamalıdır ki, geride bıraktığımız her şey kötü olduğu için değil; bize iyi gelmediği için geride kalmıştır. Özlem, geçmişe duyulan bir selam olabilir. Ama geleceği yeniden geçmişe teslim etmek için yeterli bir sebep değildir.