Bazı insanlar vardır, hayat onlara limon verir; onlar limonata yapmaz, limonun neden yuvarlak olduğunu tartışıp bütün gün söylenirler.
Otobüsü kaçırırsın. "Boş ver ya, hava da güzelmiş, biraz yürümüş olduk" dersin.
Karşındaki derin bir iç çekişle cevap verir: "Ama normalde kaçırmamamız gerekiyordu."
Tamam kardeşim. Zaman makinesini çağırıp otobüse yetişelim o zaman.
Bu insanlar için olayın kendisi değil, şikâyet edilecek bir şey bulmak önemlidir. Pikniğe gidersin, güneş fazla gelir. Gölgeye geçersin, bu sefer serin olur. Deniz kenarına gidersin, rüzgâr vardır. Rüzgâr kesilir, hava basık olur. Çözümün kendisi bile yeni bir problemin başlangıcıdır.
Yanlış anlaşılmasın; herkesin kötü günü olur. Hepimiz bazen söyleniriz. Ama bazı insanlar için mızmızlık bir ruh hâli değil, tam zamanlı bir yaşam biçimidir.
En yorucu tarafı da şu: Sorunlarını çözmek istemezler. Çünkü çözüm bulunursa şikâyet konusu ortadan kalkar. Onlar çözüm değil, seyirci ararlar. Dertlerini anlatırken aslında yardım istemezler; söylediklerinin onaylanmasını isterler. "Evet ya, gerçekten çok kötü" demeni beklerler.
Ben o ekipten değilim.
Otobüsü kaçırınca dünyanın sonu gelmediğini düşünüyorum. Yağmur yağınca "bereket" demek zorunda değilim ama gökyüzüne dava açacak kadar da öfkelenmiyorum. Plan bozulunca yeni bir plan yapılabileceğini biliyorum.
Hayat zaten kendi başına yeterince zor. Bir de her aksiliği büyüteçle inceleyip felaket senaryosuna çevirmeye gerek yok.
Bu yüzden bir ricam var:
Her şeyden memnuniyetsiz olanlar, lütfen enerjimi emmeyin.
Otobüsü kaçırdık diye hayatı kaçırmayalım.