Ayrılırken insanların kurduğu bazı cümleler vardır. Sanki bir ilişkinin bütün hikâyesini tek cümlede yeniden yazabileceklerini sanırlar: “Beni zorla hayatında tuttun.” Ne garip. İnsan bazen bu cümleyi duyunca gerçekten dönüp kendi kendine soruyor: Ben ne ara birinin kapısına dayanıp “Ne olur hayatımda kal” diye yalvardım? Ne ara eline kelepçe takıp “Bu ilişkiden çıkamazsın” dedim?
Ne ara kafasına silah dayayıp “Benimle olacaksın” diye tehdit ettim? Çünkü anlatılan hikâyede nedense hep bir taraf zorlayan, diğer taraf da çaresizce katlanan oluyor.
Oysa ilişki dediğin şey iki kişinin iradesiyle kurulur. Gelmek de seçimdir. Kalmak da. Sevmek de.
Affetmek de. Bir sorun çıktığında konuşmayı tercih etmek de. Bir gün “Ben artık bu ilişkinin içinde olmak istemiyorum” deyip gitmek de.
Kimseyi yanında tutmak için zincire vurmadıysan, karşındaki insanın yıllarca yanında kalmış olmasının bütün sorumluluğunu nasıl tek başına üstlenebilirsin? Daha da ilginci, ilişki bittikten sonra gelen o bilgece cümlelerdir: “Gerçekleri kabul etmezsen acıtır.” “Ben kabul ettim, öğrendim ve yoluma baktım.” “Sen de kabul et, dersini al ve hayatına devam et.” İyi. Ama önce şu gerçekle yüzleşmek gerekmiyor mu? Sen de oradaydın. O ilişkinin içinde sadece ben yoktum. Sen de geldin. Sen de kaldın. Sen de konuştun. Sen de sustun. Sen de bazı şeyleri seçtin. Belki sen de bazı şeyleri görmezden geldin. Belki sen de gitmen gereken yerde kalmayı tercih ettin. Şimdi bütün bunları unutup, geçmişteki kendi seçimlerini yok sayarak hikâyenin bütün yükünü karşı tarafa bırakmak, “Ben aslında hiç istemedim, beni sen tuttun” demek biraz fazla kolay değil mi? İnsan bazen ayrılık acısını hafifletmek için geçmişini yeniden yazar. Çünkü “Ben de istedim ama olmadı” demek zordur. “Ben de sevdim ama yetmedi” demek zordur. “Ben de kaldım, ben de tercih ettim ve sonunda gitmeye karar verdim” demek daha da zordur. Bunun yerine bir suçlu bulmak çok daha kolaydır. Böylece insan kendi kararlarının sorumluluğundan kurtulur. İlişki boyunca isteyerek yanında durduğu insan, ayrılıktan sonra birdenbire onu zorla tutan birine dönüşür. Ne değişmiştir? Gerçekler değil. Hikâyenin anlatıcısı değişmiştir. Elbette bazı insanlar gerçekten baskıyla, tehditle veya manipülasyonla ilişkide tutulabilir. Böyle durumların varlığını inkâr etmek mümkün değildir. Ama ortada böyle bir durum yoksa, sırf bugün ayrılığı anlamlandırmak daha kolay olsun diye geçmişteki kendi iradesini yok saymak da dürüstlük değildir. Çünkü bir ilişkinin bitmesi, geçmişte yaşanan her şeyi tek taraflı hale getirmez. Bugün gitmiş olman, dün kalmadığın anlamına gelmez. Bugün pişman olman, dün verdiğin kararların hiç verilmediği anlamına gelmez. Ve bugün beni hayatından çıkarmış olman, geçmişte hayatına kendi isteğinle aldığın gerçeğini değiştirmez. Belki de ayrılıkların en zor dersi budur: Her hikâyede yalnızca mağdur değilsindir. Bazen kendi hayatının verdiğin kararların da sorumlususun. Bunu kabul etmek acıtır. Ama insanı büyüten şey de tam olarak budur. Çünkü gerçeklerle yüzleşmek, karşındakini suçlamak kadar konforlu değildir. “Beni zorla tuttun” demek kolaydır. “Ben de kaldım” demek cesaret ister. “Sen beni kaybettin” demek kolaydır. “Biz birbirimizi kaybettik” diyebilmek olgunluk ister.
Ve bazen gerçekten yoluna devam etmek istiyorsan, öğrenmen gereken ilk şey karşındakinin ne yaptığı değil, senin kendi hayatındaki seçimlerinin sorumluluğunu taşıyabilmektir.
Çünkü insan ancak kendi payını gördüğünde gerçekten özgürleşir.
Aksi halde kişi ilişkiden çıkmış olur ama hikâyeden çıkamaz.
Her anlatışında yeniden aynı kapıya gider, aynı kişiyi suçlar, aynı cümleleri tekrarlar.
Ve fark etmeden, kurtulduğunu söylediği ilişkinin içinde yaşamaya devam eder.