“Dünyanın en mantıklı cümlesini de kursan, muhatabının ufku kadarsın.”
Bazen insanı anlatmak için söylediği sözlere değil, o sözlerin karşı tarafta neye dönüştüğüne bakmak gerekir. Çünkü aynı cümle, iki ayrı zihinde bambaşka anlamlara bürünebilir. Birinin önünde kapı açan fikir, diğerinin zihninde duvara çarpıp geri dönebilir. Anlatmak, yalnızca konuşmak değildir. Anlatmak; karşındakinin anlayabileceği yerden başlayabilmektir. Fakat bunun da bir sınırı vardır. Çünkü insan, karşısındaki kişinin görmediği bir manzarayı ne kadar tarif ederse etsin, o manzarayı onun yerine göremez. Bazen kelimelerin yetmediğini sanırız. Oysa çoğu zaman mesele kelimelerde değildir. Mesele, kelimelerin ulaşacağı yerdedir.
Birine ufku kadar uzak, bir başkasına ufku kadar yakın olursun.
Kimi insan söylediğin sözün içindeki fikri arar; kimi, kendi önyargısını doğrulayacak bir kelimeyi. Kimi bir cümlenin arkasındaki niyeti anlamaya çalışır; kimi ise yalnızca işine gelen kısmını alıp geri kalanını yok sayar. Bu yüzden her anlaşılmayış, anlatanın hatası değildir.
Bazen ne kadar açık konuşursan konuş, karşındaki yalnızca kendi bildiğini duyar. Çünkü insan çoğu zaman gerçeği olduğu gibi değil, zihninin izin verdiği kadar görür. Dar bir pencereden bakan birine dünyanın genişliğini anlatamazsın. Önce pencerenin varlığını fark etmesi gerekir. Belki de olgunluk biraz da burada başlar: Herkesi ikna etmek zorunda olmadığını anlamakta. Çünkü hayat, kendini sürekli açıklama mecburiyeti değildir.
Her yanlış anlaşılmada yeniden cümle kurmak, her itirazda kendini ispatlamak, her suskunlukta “Acaba nerede yanlış anlattım?” diye düşünmek insanı tüketir.
Bazı insanlara uzun uzun anlatırsın. Bazılarına tek cümle yeter. Bazılarına ise dünyanın bütün kitaplarını versen yine de yalnızca kapağına bakarlar. Ve insan, bir noktadan sonra şunu öğrenir: Sözünün değerini, onu anlamayanın ölçüsü belirlemez.
Sen yine doğru bildiğini düzgünce söyle. Sesini yükseltmeden, kendini küçültmeden, karşındakinin seviyesine inmek adına kendi hakikatinden vazgeçmeden…
Çünkü herkes aynı yerden bakmıyor hayata.
Kiminin ufku bir odadır, kimininki bir şehri aşar, kimininki dünyaya sığmaz.
Mesele, herkesin seni anlaması değil.
Mesele, kendini anlatırken neye dönüştüğünü unutmamandır.
Çünkü bazen karşındaki senin sözünü anlamaz.
Ama bu, sözünün anlamsız olduğu anlamına gelmez.
Sadece onun baktığı yerden, senin gördüğün manzara görünmüyordur.
Ve belki de insanın en büyük huzuru, her gözün görebileceği bir dünya kurmak zorunda olmadığını anladığı gün başlar.