Yatın kalkın iyi bir insana denk gelmek için dua edin.
Artık kimin iyi olduğunu anlamak gerçekten zor. Eğitimli diyorsun, cahil çıkıyor. Ahlaklı biridir diyorsun, karaktersiz çıkıyor. İyi aile diyorsun, iyiliğe dair nasibi yok. Henüz görünüşün, yaşantının, geçmişin, sahip olunan kimliğin referans sayılabileceği bir devirde değiliz. Çıkarlar söz konusu olmadan ve menfaatlerle sınanmadan kimsenin gerçek yüzünü göremediğimiz bir devirdeyiz. Herkes çıkarı kadar iyi, menfaati kadar vefalı. İnsanları en çok da kaybedecekleri bir şey olmadığında değil, kazanacakları bir şey olduğunda tanıyoruz. Çünkü insanın karakteri, eline fırsat geçtiğinde ortaya çıkıyor. Gücü yettiğinde ne yaptığı, karşılığını almayacağını bildiğinde nasıl davrandığı, kimsenin görmediği yerde ne kadar insan kalabildiği asıl referans oluyor. Bir insanın size nasıl davrandığı kadar, kendisinden hiçbir şey beklemeyen insanlara nasıl davrandığına da bakın. Garsona, çalışana, yaşlıya, çocuğa, kendisine fayda sağlayamayacak birine nasıl hitap ettiğine bakın. Çünkü bazıları nezaketi karakterinden değil, hesabından dolayı taşır. Bugün herkes kendisini olduğundan daha iyi anlatabiliyor. Güzel cümleler kurmak kolay. Doğru insanmış gibi görünmek kolay. Vicdanlı olduğunu söylemek kolay. Zor olan, kimsenin alkışlamadığı yerde doğru kalabilmek. Bir insanın geçmişine bakıyoruz; ama geçmişinde ne yaptığı kadar, geçmişinden ne öğrendiğine bakmayı unutuyoruz. Bir insanın eğitimine bakıyoruz; ama bilgisinin karakterine ne kattığını sormuyoruz. Ailesine bakıyoruz; ama kendi iradesiyle nasıl bir insan olmayı seçtiğine bakmıyoruz. Oysa insan, kendisine sunulan kimliklerden ibaret değildir. İyi bir aileden gelmek insanı otomatik olarak iyi yapmaz. Çok kitap okumak vicdan kazandırmaz. Makam, para, eğitim, çevre, itibar… Bunların hiçbiri tek başına karakterin garantisi değildir. Çünkü karakter, insanın elindekilerle değil; elindekileri nasıl kullandığıyla anlaşılır. Belki de artık insan seçerken söylediklerinden çok, söylemediklerine; yaptıklarından çok, yapabileceği halde yapmadıklarına bakmak gerekiyor. Özür dileme biçimine, hata karşısındaki tavrına, kendisine yapılan iyiliği nasıl hatırladığına, başkasının başarısını nasıl karşıladığına... Ve en önemlisi, kendisinden hiçbir şey beklenmeyen insanlara karşı ne kadar insan kalabildiğine.
Çünkü bazı insanlar sizi kaybetmekten değil, sizden sağlayacağı faydayı kaybetmekten korkar. Bazıları sizi sevmez; sizde kendisine yarayan şeyi sever. Bazıları yanınızda değildir; yalnızca işine geldiği sürece yanınızdadır. Bunu anladığınızda insanlardan beklentiniz azalmaz belki ama beklentinizin yönü değişir. Her güler yüzü samimiyet, her güzel sözü ahlak, her yakınlığı dostluk sanmazsınız.
Ve zamanla şunu öğrenirsiniz:
İyi insanı bulmak kadar, iyi insan olmayanı zamanında fark etmek de bir nasiptir.
Bu yüzden sadece iyi insanlarla karşılaşmak için değil, kötülüğü iyilik zannedip hayatımıza buyur etmemek için de dua etmek gerekir.
Çünkü bazen insanın başına gelen en büyük kayıp, kötü birini tanımak değildir.
Kötü birini ‘’iyi sanıp’’ ona kalbinin en güzel yerini vermektir.