Bazı cümleler vardır, söylendiği anda havada asılı kalmaz. İnsanın içine düşer.
Bir programda duydum: “Ahirette bile çıkma diye karşıma. Sana hakkımı helal ettim.”
Üzerinde uzun uzun düşününce, bu cümlenin neden bu kadar ağır geldiğini anladım. Çünkü “hakkımı helal ettim” başka bir şeydir; “ahirette bile karşıma çıkma” başka… İlki bir vedadır.
İkincisi, sanki sonsuzluğa yazılmış bir ayrılıktır. “Hakkımı helal ettim” dediğimizde, insandan alacağımızı aldığımızı değil; artık ondan bir şey beklemediğimizi söyleriz. Hesabı kapatırız. İçimizde taşıdığımız öfkeyi, kırgınlığı, beklentiyi bırakırız. Ama cümlenin başına “ahirette bile karşıma çıkma” geldiğinde, helallik bile ürkütücü bir hâl alıyor. Sanki şöyle deniyor:
“Dünyada senden vazgeçtim. Öte tarafta bile seni görmek istemiyorum.” İşte bu yüzden bana bir ölüm fermanı gibi geldi. Çünkü ölüm, belki de insanın bu dünyadaki bütün ilişkilerini sonlandıran en kesin kelime. Fakat bu cümlede ölümden de öte bir şey var: İnsan, yalnızca hayattan değil, hatıradan da siliniyor. Bir insanı hayatınızdan çıkarabilirsiniz. Telefonundan silersiniz. Fotoğraflarını kaldırırsınız. Adını anmazsınız. Bir daha aynı masaya oturmazsınız. Ama “ahirette bile karşıma çıkma” dediğinizde, sanki bütün bunlar yetmiyormuş gibi, ayrılığı sonsuzluğa taşırsınız. Oysa insanın en büyük tesellilerinden biri şu değil midir? Belki bu dünyada yarım kalanlar, başka bir yerde tamamlanır. Belki söyleyemediklerimizi söyleriz. Belki özürler kabul edilir. Belki kırılan kalpler onarılır. Belki dünya hayatında birbirine düşman olmuş iki insan, sonsuzlukta birbirine yabancı kalmaz. Bu yüzden “ahirette bile karşıma çıkma” sözü, bana yalnızca bir öfke cümlesi gibi gelmedi. Bir ihtimalin de kapısını kapatıyor.
İnsanın karşısındakine verebileceği en ağır cezalardan biri belki de budur: Onu affetmek ama hayatından çıkarmak değil; varlığının hiçbir yerde karşılaşmasını istememek. Belki de bazı vedalar böyledir. İnsan “seni affettim” der ama aslında “seni artık taşıyacak gücüm kalmadı” demektedir. “Sana hakkımı helal ettim” der ama altında, “Benden bundan sonra hiçbir şey bekleme” vardır. “Yolun açık olsun” der ama aslında “Benim yolumda artık yoksun” demektedir. Ve bazen en ağır cümleler bağırılarak söylenmez. Sakin bir sesle söylenir. Çünkü öfke geçicidir. Ama insanın içindeki bir kapının sessizce kapanması… İşte o çok daha ürkütücüdür. Belki bu yüzden o cümle bana bir ölüm fermanı gibi geldi. Çünkü ölüm yalnızca bir insanın dünyadan ayrılması değildir. Bazen bir insanın başka bir insanın dünyasından tamamen çıkarılmasıdır. Ve insan, bir başkasının kalbinde öldüğünü hissettiği anda, hayattayken bile ölümün soğukluğunu anlayabilir. Ama yine de şu soruyu sormadan edemiyorum: Bir insanı gerçekten affetmek, onun bir daha asla karşımıza çıkmasını istememek midir? Yoksa gerçek helallik, bütün kırgınlıklara rağmen bir gün, dünyanın ya da ahiretin bir yerinde, onunla karşılaşabilecek kadar kalbin kapısını açık bırakabilmek midir? Bilmiyorum. Ama şunu biliyorum: Bazı cümleler insanın kulağına söylenir, bazılarıysa doğrudan ruhuna. Bu cümle de onlardan biri. “Sana hakkımı helal ettim. Ahirette bile çıkma karşıma.” İnsanın duyabileceği en garip vedalardan biri. Çünkü bir yandan hakkından vazgeçiyor, öte yandan senden sonsuza kadar vazgeçiyor. Bazı insanlar hayatımızdan değil, ihtimallerimizden çıkar. İşte insanı asıl yaralayan ölüm de belki budur.