Zuhal Tuna, “Gücün kölesi olan erkekler” başlıklı yazısında öyle bir noktaya dokunmuş ki, insanın dönüp kendi çevresine bakası geliyor.

Oda seçimlerini takip eden Zuhal Hanım, sahada görev yapanlar arasında kadınları görememiş.

Şaşırdık mı?

Hayır!

Çünkü mesele sadece oda seçimleri değil. Asıl mesele, yıllardır gözümüzün önünde duran ama nedense görmezden geldiğimiz bir gerçek: Kadının adı birçok yerde hâlâ yok.

Meslek odalarına bakıyoruz; yönetimlerde kadın sayısı sınırlı.

Siyasi partilere bakıyoruz; kadınlar var ama karar mekanizmalarında ne kadar söz sahibiler, orası tartışılır.

Sivil toplum kuruluşlarına bakıyoruz; gönüllü olarak çalışan, emek veren kadınları bolca görüyoruz ama başkanlık koltuğuna, yönetim masasına ve karar verilen yerlere gelince kadınların sayısı birden azalıyor.

Yani kadın çalışıyor, kadın üretiyor, kadın destekliyor, kadın örgütlüyor…

Ama sıra karar vermeye geldiğinde nedense sandalye hep biraz daha daralıyor!

Zuhal Tuna’nın yazısındaki “gücün kölesi olan erkekler” tespiti de tam burada anlam kazanıyor.

Çünkü mesele yalnızca erkeklerin kadınlara yer açmaması değil. Mesele, gücün kendisini bir ayrıcalık olarak gören anlayış.

Koltuğa oturan, koltuğu bırakmak istemiyor.

Yetkiyi alan, paylaşmak istemiyor.

Karar mekanizmasına giren, yanına benzerlerini topluyor.

Ve bu düzen yıllar içinde öyle normalleşiyor ki, bir toplantı salonunda kadınların eksikliği artık kimsenin dikkatini bile çekmiyor.

Oysa kadınların olmadığı bir yönetim masasında toplumun yarısı eksiktir.

Kadınların olmadığı bir siyasi yapı, toplumun yarısının sesini eksik duyar.

Kadınların olmadığı bir meslek örgütü, kadın üyelerinin sorunlarını ne kadar doğru anlayabilir?

Üstelik kadınların “yönetmeye” değil, sadece “yardım etmeye” uygun olduğu gibi eski ve köhne bir anlayış hâlâ aramızda dolaşıyor.

Kadın seçim döneminde çalışsın…

Organizasyon yapsın…

Misafir ağırlasın…

Afiş assın…

Toplantıyı hazırlasın…

Ama karar verilecek masaya gelince birileri hemen koltuğunu biraz daha kendine çeksin!

Sonra da dönüp “Kadınlar neden siyasette yok?” diye soralım.

Kadınlar yok değil.

Kadınlar var.

Sadece çoğu zaman görünmeleri istenen yerde değil, ihtiyaç duyulan yerde bulunuyorlar.

Oysa artık “Kadınlara da yer verelim” cümlesini bile değiştirmek gerekiyor.

Çünkü kadın birilerinin lütfuyla yer almamalı.

Hak ettiği için, ürettiği için, deneyimi ve emeği olduğu için orada olmalı.

Zuhal Tuna’nın sahada yaptığı gözlem aslında hepimize küçük ama önemli bir ayna tutuyor.

O aynada sadece oda seçimlerini değil, siyaseti, sivil toplumu ve hatta kendi alışkanlıklarımızı da görmeliyiz.

Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:

Kadın neden yok?

Daha da önemlisi:

Kadının olmadığı bir yerde alınan kararların ne kadarı gerçekten toplumun tamamını temsil ediyor?

Zuhal Hanım’ın kalemine sağlık…

Bazen bir köşe yazısı sadece okunmaz; insanı kendi mahallesine, kendi kurumuna, kendi çevresine bakmaya zorlar.

Bu yazı da öyle.

Ve gördüğümüz tablo hiç değişmiyorsa, belki de artık şaşırmayı değil, değiştirmeyi konuşmalıyız.