İnsan, ağzından çıkan sözle de imtihan edilir. Bir insan, “Hastayım” dedikçe hastalığına odaklanır; “Mutsuzum” dedikçe mutsuzluğunun içinde kaybolur; “Kötüyüm” dedikçe kendisine dair inancını zayıflatır. Çünkü insan, diliyle yalnızca konuşmaz; aynı zamanda kendisine bir dünya kurar. Sürekli “Şanssızım”, “Borçlarım hiç bitmeyecek”, “Benim yüzüm gülmez”, “Benden bir şey olmaz”, “Hayat zaten hep üzerime geliyor” diyen insan, farkında olmadan kendi zihninin duvarlarını yükseltir. Her tekrar, bir düşünceyi biraz daha kökleştirir. Her cümle, insanın kendisine bakışını biraz daha şekillendirir. Belki de bu yüzden büyükler, “Ağzından çıkanı kulağın duysun” derler. Çünkü bazı sözler vardır; söylendiği anda havaya karışıp gitmez. İçimizde kalır. İnsan kendisine söylediği sözleri de unutmaz.
Sabah aynaya bakıp “Bugün de hiçbir şey yolunda gitmeyecek” diyen bir insanın, gün boyunca karşısına çıkan güzellikleri fark etmesi zorlaşır. Çünkü zihni daha baştan olumsuza ayarlanmıştır. Küçük bir aksilik, söylediği sözün doğrulandığına delil olur. Güzel bir gelişme ise görülmeden geçilir. Oysa aynı insan, “Bugün elimden geleni yapacağım. Her şey kusursuz olmak zorunda değil. Rabbimden hayırlısını diliyorum” dediğinde, hayata başka bir yerden bakmaya başlar. Mesele, sihirli kelimeler söyleyerek hayatı değiştirmek değildir. Mesele, dilin zihne, zihnin kalbe, kalbin de davranışlara nasıl yön verdiğini fark etmektir.
Bir insan sürekli kendisine “Ben başarısızım” derse, zamanla denemekten vazgeçebilir. Denemeyen insanın başarısızlığı ise artık bir kader değil, kendi inancının sonucu hâline gelebilir. “Kimse beni sevmiyor” diyen insan, insanların sevgisini bile şüpheyle karşılayabilir. “Ben hep kaybediyorum” diyen insan, kazandıklarını küçümseyip kaybettiklerini büyütebilir. “Benim için artık hiçbir şey değişmez” diyen insan ise değişimin kapısını daha çalmadan kapatabilir. İşte sözün imtihanı biraz da burada başlar. Fakat burada önemli bir ayrım var: Olumsuz konuşmamak, acıyı inkâr etmek değildir. İnsan hastaysa “Hastayım” diyebilir. Borcu varsa “Borcum var” diyebilir. Üzgünse “Üzgünüm” diyebilir. Bunları söylemek karamsarlık değildir. Asıl mesele, yaşadığımız geçici bir hâli kendimizin değişmez kimliği hâline getirmemektir. “Şu anda zorlanıyorum” başka şeydir, “Benim hayatım hep böyle olacak” demek başka… “Bugün üzgünüm” başka şeydir, “Ben zaten hiç mutlu olamayacağım” demek başka… “Borçlarım var” başka şeydir, “Bu borçlardan asla kurtulamayacağım” demek başka… Birincisi gerçeği kabul etmektir. İkincisi, geleceği bugünün acısıyla mühürlemektir. Oysa insanın yarını, bugünün cümlelerinden çok daha geniştir. Bugün çıkmazda olan bir yol, yarın açılabilir. Bugün imkânsız görünen bir mesele, yarın çözülebilir. Bugün yorgun düşen bir kalp, yarın yeniden umutlanabilir. Hayatın bize ne getireceğini bilmiyoruz. Öyleyse neden kendi geleceğimiz hakkında en kötü ihtimali kesin bir hüküm gibi söyleyelim? Belki de dilimizi biraz daha merhametli kullanmanın zamanı gelmiştir. Kendimize karşı da… Çocuklarımıza karşı da… Eşimize, dostumuza, kardeşimize karşı da… Çünkü bazen bir insanın hayatında yıllarca taşıdığı en ağır yük, kendisine söylenmiş birkaç cümledir. “Sen yapamazsın.” “Sen zaten böylesin.” “Senden adam olmaz.” “Senin yüzün gülmez.” “Sen hep kaybedersin.” Bu yüzden sözlerimize dikkat etmeliyiz. Çünkü kelimeler yalnızca kulaktan girmez; bazen karaktere kadar yürür. Öyleyse dilimizi bir şikâyet kapısı olmaktan çıkarıp bir şükür, sabır ve umut kapısı yapalım.
Dua sadece ellerimizi açtığımızda ettiğimiz sözlerden ibaret değildir. Bazen dilimizden çıkan her cümle, içimizde büyüttüğümüz bir duanın habercisidir. Öyleyse kelimelerimizi seçelim. “Allah’ın izniyle, bugün dünden daha güzel olabilir.” Bazen yeni bir hayat, önce yeni bir cümleyle başlar.