"Sonu hiçbir yere varmayan o yolda beni kendimden kurtardığın için teşekkürler."
Bazı teşekkürler vardır; içinde kırgınlık da taşır, hüzün de. Bir minnet duygusuyla söylenir ama gerisinde yaşanmış yorgunluklar saklıdır. Bu da onlardan biri.
İnsan bazen bir insana değil, bir hayale tutunur. Olmasını istediği şeye, olacağına inandığı şeye bağlanır. Gerçeklerle değil, ihtimallerle yaşar. Bir gün her şeyin düzeleceğini, eksik kalan cümlelerin tamamlanacağını, yarım kalan hikâyenin mutlu bir sona ulaşacağını düşünür. Oysa bazı yolların sonu en başından bellidir; sadece yürüyen kişi bunu görmek istemez.
İşte en büyük kayboluş da burada başlar. İnsan karşısındakini kaybetmeden önce kendini kaybeder. Kendi değerlerinden, huzurundan, bazen de kimliğinden uzaklaşır. Sürekli bekler, anlam yükler, görmezden gelir, affeder. Bir gün her şey değişecek sanırken aslında değişen tek şey kendisidir.
Bu yüzden bazı ayrılıklar bir son değil, bir kurtuluş olur.
İlk başta can yakar. Eksiklik hissi bırakır. Alışkanlıkların boşluğunu doldurmak kolay değildir. Ama zaman geçtikçe insan fark eder ki kaybettiğini sandığı şey aslında kendisini tüketen bir döngüymüş. Sürekli aynı noktaya çıkaran, umut verip sonra yeniden yaralayan bir yolmuş.
Belki de bu yüzden bugün dönüp baktığımda öfke duymuyorum. Kızgınlık da hissetmiyorum. Çünkü bazen bir insanın hayatımızdan çıkışı, hayatımıza verdiği en büyük hediyedir. Gitmesiyle bize yeniden kendimizi hatırlatır. Unuttuğumuz gücümüzü, değersiz sandığımız yanlarımızı ve yeniden başlayabilme cesaretimizi gösterir.
Evet, o yolun sonu hiçbir yere varmıyordu. Ama o yoldan çıkabilmek beni yeniden kendime ulaştırdı.
Bu yüzden teşekkür ederim.
Bana ait olmayan bir hikâyede kaybolmama izin vermediğin için, tükenen umutların içinde beni kendime geri verdiğin için ve en önemlisi, bir başkasını beklerken kendimi unutmanın ne kadar ağır bir bedel olduğunu öğrettiğin için...
Teşekkürler.
Çünkü bazen insanın başına gelen en güzel şey, gerçekleşmeyen hayalleridir.